27 Temmuz 2015 Pazartesi

Evde tek başına!

Mart ayında dünyaya gelen Yiğit Mert oldukça kalabalık bir aileyle karşılaştı. Anne baba anneanne dedeler babaanne hala aynı anda bir sürü kişiyi gördü. Gel gelelim ki herkesin kurulu bir düzeni var dendi ve birer birer herkes gitti. Kaldık mı biz başbaşa?

7 Mayıstan bu yana Yiğit Mert ve ben yalnızız. Çetin akşamdan akşama geliyor ve biz bütün gün anne oğul yapışık yaşıyoruz. İlk gün ne yapacağımı şaşırmış hatta oturup ağlamıştım "Ben şimdi ne yapacağım?" diye. Güne sabah 5.30 da başlıyor ve akşam 8e kadar hiç uyumuyorduk. Tam bir zombiye dönmüştüm. Mimarlık eğitimi biteli 5 yıl olmuş ve ben uykusuz günlerimi anlaşılan unutmuştum. Şimdi dünyanın en güzel varlığı için uykusuz kalıyordum değer miydi evet ama gel gör sen bunu bir de uykuya çok düşkün bu bünyeye anlat. Uykusuz kaldıkça sinirlerim iyice geriliyor biri bir şey söylese de patlasam diye bekliyordum. Uykusuzluk insana bir sinir hali, alınganlık ve tahammülsüzlük olarak dönüyordu.

Bu süreçte ne yalan söyleyeyim, oldukça zorlandım. İnsanlar" Ee hepimiz öyle büyüttük" dedikçe daha çok sinirlendim, annesi yakınında oturanları kıskandım. Bir süre Çetin eve gelmeden duşa bile giremedim. Sonunda çözümü Yiğit Mert'in en neşeli olduğu saatte yatağına dönencesini kurup, kamerasını açıp, monitörümü elime alıp duşa girerek buldum. Bu bir çözüm müydü? Tam olarak değil, kaç defa saçım köpüklü çıkıp ağlama krizine giren Yiğidoyu sakinleştirdim. Yine de en azından artık bir şekilde duşa girebiliyorum.

Alışveriş konusuna gelince tam bir sanal marketçi oldum :) neredeyse tüm alışverişimi internetten ya da telefonla yapıyorum. Çoğu zaman öğlen yemeğini dışardan söylüyorum o da günlük ot menüsünü tamamlamak adına bir yeşillikle taçlanıyor. Akşam yemeğini ise Çetin eve gelince Yiğit Mert'i oyalarken yapabiliyorum. Gündüzleri neredeyse hiç uyumayan Yiğit Mert allahtan akşam 8de uyuyor. Tabii uyuyor dediysek sabah 5.30a kadar deliksiz değil, gece 3 defa uyanarak :) bu aralar hakkını yememem lazım ama gündüzleri bir iki defa yarımşar saat uyuduğu oluyor.

Ben zaten hiçbir zaman öyle evi çekip çevirebilen biri olmadım. Bebek olunca evin hali iyice perişan oldu. Başladık bir yardımcı aramaya. Evi toparlasın bana kahvaltıyı hazırlasın, yemek yapsın ütü yapsın falan filan diye. Allahın İstanbulunda resmen kimseyi bulamadık. Hayır çok bir beklentim de yoktu. Bebeği zaten kimseye güvenemezdim. Sadece evle ilgilenecekti. Zaten burada çok az olan tanıdıklarıma haber verdim ama hiçbir sonuç alamadım. Haftada 3 gün bari birisi olsaydı. O da yok. Bize gelen yardımcıya resmen yalvardım yok günlerim dolu bırakamam kimseyi de cevabını aldım hep. Sonunda birilerinin tatile gitmesiyle bana haftada iki gününü ayırabildi sağolsun. O geldiği gün herşey süper. Ama ikinci gününde ev kaos. Beni çok iyi tanıyan ailem ve Çetin de "Neyse en azından Yiğit Merte bakabiliyor" diye avuttular beni ve kendilerini. Sahiden, Allahtan O'na bakabiliyordum.

Sonra ne mi oldu? Daha mı cengaver oldum? Sanmıyorum. Ama annelik bir cesaret getiriyor insana bu doğru. Mesela Çetinin iş seyehatinde olduğu günler ilk başlarda Yiğit Merti yardımcımı arayıp Sevcan nolur koş gel bebeği yıkayalım diye ararken, artık tek başıma yıkayabiliyorum. Ama laf aramızda yalnızken arkasını çeviremediğim için arkasını yıkayamıyorum :) ilk 4 ay tırnaklarını kesmeye asla yanaşmayan bu işi hep Çetine bırakan ben, iki gün önce tırnaklarını bile kestim. Korka korka, ama yaptım. Belki insanlık için küçük ama Ezgi için büyük adımlar bunlar :)

Evin tek çocuğu rahat Ezgi, anne olmuştu! Suyunu bile yıllarca odasına pamuk kalpli babası getirmiş olan Ezgi, anne olmuştu! Çamaşır makinesinin nasıl çalıştığını bile evlendiği zaman öğrenen Ezgi anne olmuştu! Bütün zorluklarına rağmen anne olmak çok ama çok güzeldi!