Uzun zamandır benim esiri olduğum bir sektördür bu organik gıda sektörü. Herkesten duyduğumuz "Amaan organik falan palavra" laflarına rağmen. İnsanın içi rahat ediyor heralde o organik sertifikasını gördüğü zaman. Bir de gıda sektörünün bu kadar kötü durumda olduğu bir zamanda insan mecburen birilerine güvenme ihtiyacı hissediyor. Başta bu işe sadece organik tavuk olayıyla başlamış geri kalanına çok da kafa yormamıştım. Ama gel gelelim hamile olduğumu öğrendikten sonra ben iyice pimpiriklenmiş uzun uzun etiketler okur olmuştum. Ve Yiğit Mert'in hayatımıza girmesiyle alışveriş benim için artık kabusa dönmeye başlamıştı. "Aman bu sütüme geçer şöyle yapar böyle eder aman bunda toksik madde varmış almayım, bu gdo lu, aa bu da gecen defa 5 gün dolapta durdu da bozulmadı neler var acaba içinde?" diye diye kendimi yiyip bitirir oldum. Düşünün bir de Yiğit Mert'in ek gıdaya geçtiğini..
Ve Yiğit Mert ek gıdaya geçti...
Ne yapacağımı şaşırmış halde dolanıp dururken aklıma canım arkadaşım Elif'in Ankaradayken alışveriş yaptığı İpek Hanım Çiftliği geldi. 2012 yılında Elifin bu macerası cok da ilgimi çekmemişti "Aa ne kadar güzelmiş" demiş ve bir daha konu üzerinde düşünmemiştim. Birden işte aradığım tam olarak bu dedim ve Sevgili Pınar Hanım'a bir mail attım. O günden beri listesindeyim ve Yiğit Mert'in sebzeleri, yoğurt yapmak için sütü, meyveleri hep ordan geliyor. Eski tohum, eski ürün. İçim rahat mı evet rahat. "Amaan çok da takılmamak lazım böyle şeylere" diyenler yok mu, elbette çok. Ama benim içim daha rahat. Elimden geldiği kadar herşeyin doğalını yesin diye uğraşıyorum. Tabii bazen sapıtıp, kendimi "Aah keske çiftliğim olsa, ineklerim tavuklarım olsa da Yiğit Mert'e kendi ellerimle peynirler yapsam şunu yapsam bunu yapsam" diye düşünürken buluyorum. Annelik ütopik fantastik bir delilik sanırım.
Hepimize akıl fikir ve sabır, bütün bebişlere bol bol sağlık diliyorum.